SERVETLE ÖVÜNMEK
Harun Reşit ile Şakik-i Belhî Hazretleri sohbet ediyordu. Bir ara
Hazret:
- Ey Halife! Farz et ki büyük bir çölde kaybolmuşsun. Susuzluktan
ölmek üzeresin. O anda birisi gelip elindeki su dolu kırbayı sana satmak
istese kaç para verirsin? diye sordu.
Halife gülerek:
- Ne kadar isterse veririm, dedi.
- Peki, o suya karşılık servetinin yarısını istese verir misin?
- Veririm.
Hazreti Şakik, "Doğru söyledin" dedi ve devam etti:
- Ey Halife! Diyelim ki servetinin yarısı ile o suyu alıp içtin ve bir
müddet daha yaşama imkanı buldun. Fakat az sonra içtiğin suyu çıkarman
gerekir. Ama buna muvaffak olamasan, bütün uğraşmalarına rağmen idrarını
yapamasan ve adeta ölecek hale gelsen, o anda yine birisi karşına çıkıp:
"Seni tedavi edebilirim, ancak servetinin öbür yarısını isterim" dese, ne
dersin?
Halife hiç düşünmeden:
- Elbette razı olurum, dedi.
Bunun üzerine Şakik-i Belhî:
- Öyleyse Ey Emirü'l Mü'minin! Önce içtiğin, sonra da idrar yolu ile
dışarı attığın bir yudum su kıymetinde bile olmayan servetine sakın
güvenme! Hiç kimseye karşı mal, mülk ve servetinle övünme, buyurdu.
* * *
Evet, insan
gelirken beraberinde olmayan, giderken de beraber götüremediği servetine
güvenmemeli, yıkılabilir dünyada kazandığı gibi her an kaybedebileceğini
de unutmamalı, servetin kendisini değiştirmesine fırsat vermemelidir. Bir
deprem, nice mamureleri bir anda virane haline getirebilir.
KAYNAK: AKAR, Mehmet; Mesel Denizi, Nil Yayınları, İstanbul
2001, s. 111-112